İçeriğe geç
+90 (533) 553 38 28LinkedInGoogle AkademikInstagramGoogle işletme kaydıE-posta gönder
Prof. Dr. Can Tuygun — Ana sayfa
TREN
Prof. Dr. Can Tuygun — klinik önlüğü

Ağrılı Mesane Sendromu

Ağrılı mesane sendromunda mesane ağrısı ve sık idrara çıkma şikâyetleri, tanı süreci ve sistoskopi, mesane içi ve ağızdan ilaç tedavileri ile beslenme düzenlemesi hakkında bilgilendirme.

İdrar yolları — şematik anatomi görseli

Ağrılı mesane sendromu, mesane bölgesinde ağrı, baskı veya rahatsızlık hissi ile birlikte sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı gibi şikâyetlerin görüldüğü uzun süreli bir durumdur. Genellikle idrar yolu enfeksiyonu gibi başka bir hastalık bulunmadığı halde bu şikâyetler devam eder. Bazı hastalarda mesane doldukça alt karın veya mesane bölgesindeki ağrı artar ve idrar yaptıktan sonra bir miktar azalır. Bazı hastalarda ise ağrıdan çok, sürekli tuvalete gitme ihtiyacı ve sık idrara çıkma ön plandadır.

Şikâyetlerin uzun süre devam etmesi, hastanın günlük yaşamını ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir. Sık tuvalete gitme ihtiyacı iş ve sosyal yaşamı kısıtlayabilir, gece sık idrara kalkma uyku düzenini bozabilir. Sürekli ağrı ve hastalıkla yaşama zorunluluğu kaygı, stres, mutsuzluk ve kişinin kendini sosyal yaşamdan uzaklaştırması gibi psikolojik sorunlara da yol açabilir. Mesane bölgesindeki ağrı ve rahatsızlık cinsel isteği ve cinsel ilişki sırasında rahatlığı da olumsuz etkileyebilir; bazı hastalarda cinsel ilişki sırasında ağrı görülebilir. Hastaların tanı aldıktan sonra en çok merak ettiği konular arasında “Ağrılı mesane sendromu neden olur?”, “Tamamen iyileşir mi?”, “Mesane kanseri ile ilişkili midir?”, “Nasıl teşhis edilir?”, “Hangi tedaviler uygulanır?” ve “Ameliyat gerekir mi?” gibi sorular yer alır. Tedavi, hastanın şikâyetlerine ve durumun özelliklerine göre kişiye özel olarak planlanır.

S1- Ağrılı Mesane Sendromu (İnterstisyel Sistit) nasıl anlaşılır? Tanı nasıl konur?

Ağrılı Mesane Sendromu (AMS) veya İnterstisyel Sistit (İS), mesanede enfeksiyon gibi belirgin bir neden bulunmadığı halde mesane bölgesinde ağrı, baskı veya rahatsızlık hissi ile birlikte sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacının görüldüğü uzun süreli bir hastalıktır. Şikâyetler kişiden kişiye değişebilir. Bazı hastalarda ağrı ön plandayken, bazı hastalarda çok sık idrara çıkma ve sürekli tuvalet ihtiyacı daha belirgin olabilir.


Ağrılı Mesane Sendromu nasıl belirti verir?

En önemli belirti mesane bölgesinde ağrı, baskı veya rahatsızlık hissidir. Bu şikâyet çoğu hastada mesane doldukça artar ve idrar yaptıktan sonra bir süre azalır. Ağrı yalnızca mesanenin bulunduğu alt karın bölgesinde değil; kasıklarda, belde, leğen kemiği bölgesinde, vajina çevresinde veya erkeklerde testisler ile makat arasındaki bölgede de hissedilebilir.

Hastaların önemli bir bölümünde çok sık idrara çıkma görülür. Mesanenin normalden daha hassas olması nedeniyle hasta az miktarda idrar için bile tuvalete gitme ihtiyacı hissedebilir. Bazı hastalar gün içinde çok sayıda kez idrara çıkabilir ve gece uykudan birkaç kez tuvalete gitmek için uyanabilir. Ani ve güçlü idrar yapma ihtiyacı da sık görülen bir şikâyettir.

Bu hastalarda ani idrar yapma ihtiyacı her zaman idrar kaçırma korkusundan kaynaklanmaz. Hasta çoğu zaman mesanedeki ağrıyı, baskıyı veya rahatsızlığı azaltmak için idrarını yapmak ister. Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında ağrı da görülebilir. Bu nedenle hastalık yalnızca mesane şikâyetlerine değil, cinsel yaşama ve yaşam kalitesine de ciddi şekilde yansıyabilir.

Şikâyetler bazı dönemlerde artıp bazı dönemlerde azalabilir. Baharatlı yiyecekler, kahve ve diğer kafeinli içecekler, alkol, bazı asitli yiyecek ve içecekler, stres, adet dönemi veya cinsel ilişki bazı hastalarda şikâyetlerin alevlenmesine neden olabilir. Her hastada aynı tetikleyiciler bulunmaz.


Ağrılı Mesane Sendromu tanısı nasıl konur?

Ağrılı mesane sendromunu tek başına kesin olarak gösteren bir test yoktur. Tanı; hastanın şikâyetlerinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi, muayene ve gerekli testler sonucunda benzer şikâyetlere neden olabilecek diğer hastalıkların dışlanmasıyla konur. Bu nedenle tanı bazen zaman alabilir.

  1. Şikâyetlerin değerlendirilmesi

Doktor öncelikle ağrının nerede olduğunu, mesane dolduğunda artıp artmadığını, idrar yaptıktan sonra azalıp azalmadığını, günde ve gece kaç kez idrara çıkıldığını ve şikâyetlerin ne zamandır devam ettiğini değerlendirir. Hastanın günlük yaşamını ne kadar etkilediği de önemlidir.

  1. Fizik Muayene

Karın ve alt karın bölgesi muayene edilir. Kadınlarda jinekolojik muayene, erkeklerde ise gerekli görülen durumlarda genital bölge ve prostat değerlendirmesi yapılabilir. Ayrıca pelvik taban kaslarında gerginlik veya hassasiyet olup olmadığı araştırılır. Çünkü bu kaslardaki aşırı gerginlik, mesane şikâyetlerini artırabilir ve ağrının önemli nedenlerinden biri olabilir.

  1. İdrar tahlili ve İdrar kültürü

İdrar tahlili ve gerektiğinde idrar kültürü, özellikle idrar yolu enfeksiyonunu dışlamak için yapılır. Çünkü idrar yolu enfeksiyonu da sık idrara çıkma, ani idrar yapma ihtiyacı ve mesane bölgesinde rahatsızlık gibi benzer şikâyetlere neden olabilir.

Hastanın durumuna göre idrarda kan bulunması, tekrarlayan enfeksiyonlar veya başka bir hastalık şüphesi varsa ek idrar testleri de istenebilir.

  1. İşeme günlüğü

Hastadan birkaç gün boyunca ne kadar sıvı içtiğini ne zaman idrara çıktığını ne kadar idrar yaptığını, gece kaç kez uyandığını ve hangi şikâyetleri yaşadığını kaydetmesi istenebilir. Bu kayıtlar mesanenin ne kadar idrar depolayabildiği ve şikâyetlerin günlük yaşam üzerindeki etkisi hakkında önemli bilgiler verir.

Ağrılı mesane sendromunda sıklıkla az miktarda idrarla çok sık tuvalete gitme durumu görülür.

  1. Sistoskopi

Sistoskopi, ince bir kamera ile idrar kanalından girilerek mesanenin iç yüzeyinin doğrudan görülmesini sağlayan bir işlemdir. Her hastada tanı için mutlaka gerekli değildir; ancak bazı hastalarda önemli bilgiler sağlar.

Sistoskopi sırasında mesane duvarında Hunner lezyonu adı verilen, belirgin kızarıklık, yara veya iltihap alanları görülebilir. Bu lezyonların bulunması, hastalığın belirli bir tipini destekler ve tedavi planının oluşturulmasına yardımcı olur.

Sistoskopi aynı zamanda mesane tümörü, taş veya başka yapısal sorunlar gibi farklı hastalıkların araştırılmasına da yardımcı olur.

Mesanenin özel bir yöntemle sıvı ile doldurulması sırasında bazı hastalarda küçük kanama alanları görülebilir. Ancak bu bulgular yalnızca ağrılı mesane sendromuna özgü değildir ve tek başına tanı koydurmaz.

  1. Gerekli görülen diğer testler

Tanının belirsiz olduğu veya başka bir hastalıktan şüphelenildiği durumlarda ürodinamik inceleme yapılabilir. Bu test, mesanenin idrar depolama ve boşaltma sırasında nasıl çalıştığını gösterir.

Bazı hastalarda mesane içinden alınan küçük bir doku parçasının incelenmesi yani biyopsi de gerekebilir. Özellikle mesane duvarında şüpheli bir alan varsa, bu bölgenin altında başka bir hastalık bulunup bulunmadığının araştırılması açısından biyopsi önem taşıyabilir.

Özetle. Ağrılı Mesane Sendromu tanısı tek bir testle konulmaz. Hastanın özellikle mesane doldukça artan ve idrar yaptıktan sonra azalan ağrı veya rahatsızlık hissi, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı ayrıntılı olarak değerlendirilir. Öncelikle idrar yolu enfeksiyonu ve benzer şikâyetlere neden olabilecek diğer hastalıklar araştırılır. Gerekli hastalarda sistoskopi yapılarak mesanenin iç yüzeyi değerlendirilir ve özellikle Hunner lezyonları araştırılır. Tanı, tüm bu bulguların birlikte değerlendirilmesiyle konur.



S2- Ağrılı Mesane Sendromunda tanı süreci neden uzun sürebilir? Başka hastalıklarla birlikte görülebilir mi?

Ağrılı Mesane Sendromu (İnterstisyel Sistit) tanısının konulması bazen uzun ve yorucu bir süreç olabilir. Bunun temel nedeni, hastalığın ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı gibi belirtilerinin başka birçok idrar yolu hastalığında da görülebilmesidir. Ayrıca hastalığı tek başına kesin olarak gösteren bir kan veya idrar testi bulunmamaktadır. Bu nedenle doktor, öncelikle idrar yolu enfeksiyonu, mesane taşı, mesane tümörü, aşırı aktif mesane, prostat hastalıkları veya kadınlarda bazı jinekolojik hastalıklar gibi benzer şikâyetlere neden olabilecek durumları araştırır. Gerekli durumlarda idrar tahlili, idrar kültürü, ultrasonografi, sistoskopi ve başka incelemeler yapılabilir.

Bu nedenle bazı hastalarda doğru tanıya ulaşmak uzun zaman alabilir. Ancak “başka hastalıklar dışlanmadan Ağrılı Mesane Sendromu tanısı konulamaz” şeklinde düşünmek her zaman doğru olmayabilir. Özellikle mesane doldukça artan ve idrar yaptıktan sonra azalan mesane ağrısı, sık idrara çıkma ve benzer nedenlerin bulunmaması tanı açısından önemli ipuçlarıdır.


Ağrılı Mesane Sendromu başka hastalıklarla birlikte olabilir mi?

Evet. Ağrılı Mesane Sendromu başka hastalıklarla aynı anda bulunabilir. Bir hastada idrar yolu enfeksiyonu, aşırı aktif mesane veya başka bir hastalığın bulunması, Ağrılı Mesane Sendromu olamayacağı anlamına gelmez. Örneğin bir hastada hem aşırı aktif mesane hem de Ağrılı Mesane Sendromu bulunabilir. Bu durumda hangi şikâyetin hangi hastalıktan kaynaklandığını anlamak ve her iki durumu ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Ayrıca Ağrılı Mesane Sendromuna pelvik taban kaslarında aşırı gerginlik ve hassasiyet, huzursuz bağırsak sendromu, endometriozis, vulvodini, yaygın vücut ağrıları ve kronik yorgunluk gibi başka uzun süreli ağrı ve rahatsızlık durumları da eşlik edebilir. Bu hastalıkların bir arada bulunması, hastanın şikâyetlerini artırabilir ve tanı ile tedavi sürecini daha karmaşık hale getirebilir.

Bu nedenle amaç yalnızca “Ağrılı Mesane Sendromu var mı, yok mu?” sorusuna cevap vermek değildir. Hastanın bütün şikâyetlerinin birlikte değerlendirilmesi ve eşlik eden diğer hastalıkların da belirlenmesi önemlidir. Böylece yalnızca mesane şikâyetlerine değil, hastanın ağrısına, idrar sorunlarına, yaşam kalitesine, uyku düzenine ve cinsel yaşamına yönelik daha kapsamlı bir tedavi planı oluşturulabilir.


Tanı süreci nasıl daha hızlı ilerletilebilir?

Tanı sürecinin gereksiz yere uzamaması için hastanın şikâyetlerinin ayrıntılı olarak anlatılması çok önemlidir. Özellikle “Mesanem doldukça ağrım artıyor, idrar yaptıktan sonra rahatlıyorum” şeklindeki bir ağrı tarifi, doktor için önemli bir ipucudur. Bunun yanında hastanın gün içinde ve gece kaç kez idrara çıktığını, idrar miktarlarını, ağrının ne zaman arttığını ve hangi durumların şikâyetleri tetiklediğini birkaç gün boyunca not etmesi tanıya yardımcı olabilir.

Gerekli hastalarda sistoskopi de önemli bilgiler sağlayabilir. Sistoskopi sırasında mesane duvarında Hunner lezyonları adı verilen belirgin iltihaplı ve hasarlı alanların görülmesi, Ağrılı Mesane Sendromunun belirli bir tipini destekler ve tedavinin planlanmasına yardımcı olur. Ancak her Ağrılı Mesane Sendromu hastasında Hunner lezyonu bulunmaz. Bu nedenle sistoskopinin normal olması da hastalığı tek başına dışlamaz.

Özetle; Ağrılı Mesane Sendromunun belirtileri başka hastalıklarla benzerlik gösterebildiği için tanı süreci bazen uzun sürebilir. Ancak hastalık başka hastalıklarla birlikte de bulunabilir ve bir hastalığın saptanması Ağrılı Mesane Sendromunu otomatik olarak dışlamaz. Önemli olan, hastanın bütün şikâyetlerinin birlikte değerlendirilmesi, benzer hastalıkların araştırılması ve gerektiğinde eş zamanlı olarak tedavi edilmesidir. Amaç yalnızca tanı koymak değil, hastanın ağrısını azaltmak, idrar şikâyetlerini kontrol altına almak, yaşam kalitesini ve cinsel yaşamını iyileştirmektir.



S3- Tedaviden Tanıya gidilebilir mi? Ağrılı Mesane Sendromu şüphesi olan hastada tedaviye başlanır mı?

Evet, Ağrılı Mesane Sendromu (İnterstisyel Sistit) düşünülen bir hastada, tanının bütün ayrıntıları tamamlanmadan tedaviye başlanabilir. Ancak burada önemli bir nokta vardır: tedaviye iyi yanıt alınması tek başına Ağrılı Mesane Sendromu tanısını kesin olarak koydurmaz. Tedaviye verilen yanıt, doktor için tanıyı destekleyen bir bilgi olabilir; ancak diğer hastalıkların araştırılması ve gerekli değerlendirmelerin yapılması yine önemlidir.

Ağrılı Mesane Sendromunda tanıyı kesin olarak gösteren tek bir kan, idrar veya görüntüleme testi bulunmadığı için doktor; hastanın şikâyetlerini, muayene bulgularını ve yapılan testleri birlikte değerlendirir. İdrar yolu enfeksiyonu ve benzer şikâyetlere neden olabilecek diğer hastalıklar araştırılır. Gerekli durumlarda sistoskopi gibi incelemeler yapılır. Bununla birlikte, hastanın ağrısı ve yaşam kalitesi ciddi şekilde bozulmuşsa tüm tanısal sürecin tamamlanmasını beklemeden, özellikle zararı düşük tedavilere başlanması mümkündür. Güncel yaklaşımlarda hastanın eğitimi, yaşam tarzı ve beslenme düzenlemeleri, stres yönetimi, uygun fizik tedavi ve gerektiğinde ilaç tedavileri bu süreçte kullanılabilir.


Tedaviye Yanıt Tanıya yardımcı olabilir mi?

Evet, tedaviye verilen yanıt doktor için önemli bir ipucu olabilir. Örneğin mesane içine uygulanan lokal anestezik ilaçlar, bazı hastalarda mesane kaynaklı ağrıyı geçici olarak azaltabilir. Ağrının belirgin şekilde azalması, ağrının mesane ile ilişkili olduğunu düşündürebilir ve tanısal değerlendirmeye yardımcı olabilir. Ancak bu yanıt tek başına Ağrılı Mesane Sendromunu kanıtlamaz. Çünkü başka nedenlere bağlı ağrılar da benzer şekilde değişebilir.

Benzer şekilde, bir hastanın belirli bir mesane ilacından fayda görmesi de şikâyetlerin hangi mekanizma ile ilişkili olduğu konusunda fikir verebilir. Örneğin sıkışma ve sık idrara çıkma şikâyetlerinin aşırı aktif mesane tedavisiyle belirgin şekilde düzelmesi, bu durumun şikâyetlerde önemli bir rol oynadığını düşündürebilir. Ancak “İlaç işe yaradı, o halde kesin olarak bu hastalık var” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.


Tedaviye başlanıp İyileşme gözlenebilir mi?

Evet. Ağrılı Mesane Sendromu olan hastaların önemli bir bölümünde tedaviyle şikâyetlerde belirgin azalma sağlanabilir. Buradaki “iyileşme” her zaman hastalığın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez. Bazı hastalarda ağrı belirgin şekilde azalır, idrara çıkma sıklığı düşer, gece daha az tuvalete kalkılır ve hasta günlük yaşamına daha rahat devam edebilir.

Bazı hastalarda ise şikâyetler tamamen ortadan kalkmasa bile uzun süre kontrol altında tutulabilir. Hastalık zaman zaman alevlenebilir ve daha sonra tekrar sakinleşebilir. Bu nedenle tedavinin amacı yalnızca hastalığı tamamen ortadan kaldırmak değil; ağrıyı azaltmak, idrar şikâyetlerini kontrol etmek, uyku ve günlük yaşamı düzeltmek, cinsel yaşam üzerindeki olumsuz etkileri azaltmak ve hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir. Avrupa Üroloji Birliği'nin hasta bilgilerinde de tek bir tedavinin herkes için uygun olmadığı, farklı tedavi seçeneklerinin hastaya göre denenebileceği ve uygun yaklaşım bulunduğunda rahatlamanın mümkün olduğu belirtilmektedir.


Tedaviye hiç yanıt verilmezse ne olur?

Hasta uygulanan tedavilere rağmen hiç düzelmiyorsa, bu durum “tedavisi olmayan bir hastalık” anlamına gelmez. Öncelikle tanının yeniden değerlendirilmesi gerekir. Çünkü mesane ağrısına neden olabilecek başka hastalıklar, eşlik eden pelvik taban kası problemleri veya başka bir ağrı kaynağı bulunabilir.

Bu nedenle tedaviye yanıt alınamayan hastalarda doktor, “Gerçekten Ağrılı Mesane Sendromu mu? Başka bir hastalık eşlik ediyor mu? Tanıda gözden kaçan başka bir neden var mı?” sorularını yeniden değerlendirir. Gerekirse daha ayrıntılı muayene, sistoskopi, ürodinamik inceleme veya başka testler yapılabilir.

Özellikle Hunner lezyonları bulunan hastalarda sistoskopi tanı ve tedavi açısından ayrıca önem taşır. Bu lezyonlar saptandığında doğrudan bu bölgelere yönelik tedaviler uygulanabilir.

Özetle. Ağrılı Mesane Sendromu şüphesi olan hastada, tanının bütün ayrıntılarının tamamlanmasını beklemeden tedaviye başlanabilir. Özellikle hastanın yaşam kalitesini bozan ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı gibi şikâyetlerin azaltılması için uygun tedaviler erken dönemde uygulanabilir.

Tedaviye verilen iyi yanıt tanıyı destekleyebilir, ancak tek başına tanıyı kesinleştirmez. Aynı şekilde tedaviye yanıt alınamaması da hastalığın olmadığı anlamına gelmez; tanının ve eşlik eden diğer durumların yeniden değerlendirilmesini gerektirir.

Dolayısıyla Ağrılı Mesane Sendromunda “önce kesin tanı, sonra tedavi” şeklinde katı bir sıra her zaman gerekli değildir. Tanı ve tedavi çoğu zaman birlikte ilerleyen bir süreçtir. Hastanın şikâyetleri, yapılan incelemeler ve tedaviye verdiği yanıt zaman içinde birlikte değerlendirilerek en uygun tedavi belirlenir.



S4- İntravezikal Lidokain nasıl uygulanır?

İntravezikal lidokain, ağrılı mesane sendromunda mesane içindeki ağrıyı ve rahatsızlık hissini azaltmak amacıyla lidokainin doğrudan mesanenin içine verilmesi işlemidir. “İntravezikal” kelimesi, ilacın damar yoluyla veya ağızdan değil, mesanenin içine uygulanması anlamına gelir. İşlem genellikle poliklinik ortamında, sağlık personeli tarafından gerçekleştirilir.

Uygulama sırasında öncelikle idrarın boşaltılması için idrar kanalından ince bir sonda ile mesaneye girilir. Mesane boşaltıldıktan sonra hazırlanan lidokain içeren sıvı bu sonda aracılığıyla mesanenin içine yavaşça verilir. Kullanılacak lidokainin miktarı ve yoğunluğu hastanın durumuna göre doktor tarafından belirlenir. Bazı hastalarda lidokainin mesane duvarına daha iyi etki etmesini sağlamak amacıyla sodyum bikarbonat ve heparin gibi başka ilaçlarla birlikte bir karışım (“mesane kokteyli”) şeklinde uygulanabilir. Kullanılacak ilaçların içeriği ve miktarı her hastada aynı değildir.

İlaç mesaneye verildikten sonra sonda çıkarılabilir veya kısa bir süre yerinde bırakılabilir. Hastadan, uygulanan sıvıyı doktorun belirlediği süre boyunca mesanede tutması istenebilir. Daha sonra hasta normal şekilde idrarını yapar. İşlem genellikle kısa sürer ve çoğu hastada ciddi bir rahatsızlık oluşturmaz. Uygulama sonrasında kısa süreli olarak idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya hafif rahatsızlık hissedilebilir.


Lidokain mesane ağrısını ne kadar azaltır?

Lidokainin mesane içine uygulanması bazı hastalarda hızlı ve belirgin bir ağrı azalması sağlayabilir. Ancak bu rahatlama çoğu zaman kalıcı değildir. Bazı hastalarda etkisi birkaç saat veya gün devam ederken, bazı hastalarda daha uzun süreli rahatlama görülebilir. Özellikle lidokain, heparin ve sodyum bikarbonatın birlikte kullanıldığı uygulamalarda daha belirgin ve daha uzun süreli rahatlama sağlanabildiği bildirilmiştir.

Bu nedenle intravezikal lidokain genellikle hastalığı tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olarak değil, ağrıyı ve diğer mesane şikâyetlerini kontrol etmek için kullanılan bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilir. Özellikle şikâyetlerin belirgin şekilde arttığı dönemlerde hastaya geçici rahatlama sağlamak amacıyla kullanılabilir.


Lidokain tanı için de kullanılabilir mi?

Evet, bazı durumlarda tanısal değerlendirmeye de yardımcı olabilir. Mesane içine lidokain uygulandıktan sonra hastanın daha önce hissettiği mesane bölgesindeki ağrıda belirgin bir azalma olması, ağrının mesane ile ilişkili olabileceğini düşündürür. Ancak lidokain ile ağrının azalması tek başına Ağrılı Mesane Sendromu tanısını kesin olarak koydurmaz. Tanı; hastanın şikâyetleri, muayene bulguları ve gerekli testlerin birlikte değerlendirilmesiyle konur.


Uygulama tekrar edilebilir mi?

Şikâyetleri belirgin şekilde azalan bazı hastalarda intravezikal tedavi belirli aralıklarla tekrarlanabilir. Ancak her hastanın tedaviye verdiği yanıt farklıdır. Uygulamanın ne sıklıkta yapılacağı; ağrının şiddetine, tedaviden sağlanan faydanın ne kadar sürdüğüne ve hastanın diğer şikâyetlerine göre doktor tarafından belirlenir.

Özetle; intravezikal lidokain, ince bir sonda aracılığıyla doğrudan mesanenin içine verilen ve özellikle mesane kaynaklı ağrıyı azaltmayı amaçlayan bir tedavidir. Bazı hastalarda hızlı ve belirgin rahatlama sağlayabilir. Lidokain gerektiğinde heparin ve sodyum bikarbonat gibi ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Etkisi çoğunlukla geçici olduğundan, hastanın uzun dönem tedavisi için diğer tedavi seçenekleriyle birlikte değerlendirilir. İşlem ve kullanılacak ilaçların içeriği, hastanın durumuna göre hekim tarafından belirlenmelidir.



S5- Heparinli kokteyl daha mı etkilidir?

Heparin içeren mesane içi kokteyller, özellikle lidokainin tek başına uygulanmasına göre bazı hastalarda mesane ağrısı, sıkışma hissi ve diğer şikâyetlerde daha belirgin rahatlama sağlayabilir. Bu nedenle ağrılı mesane sendromunda, özellikle şikâyetlerin belirgin olduğu dönemlerde heparin, lidokain ve sodyum bikarbonatın birlikte kullanıldığı mesane içi tedaviler tercih edilebilir. Ancak her hastanın tedaviye verdiği yanıt aynı değildir ve heparinli kokteylin her hastada kesin olarak daha iyi sonuç vereceğini söylemek doğru olmaz.

Heparinin mesaneye nasıl fayda sağladığı düşünüldüğünde, mesanenin iç yüzeyinde bulunan ve idrarın mesane duvarına zarar vermesini önleyen koruyucu bir tabaka bulunmaktadır. Bu tabakaya glikozaminoglikan tabakası adı verilir. Ağrılı mesane sendromunda bu koruyucu tabakanın zarar görmesinin hastalığın gelişiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Heparin, bu koruyucu tabakanın yerine geçerek veya destekleyerek mesane duvarının korunmasına yardımcı olabilir. Lidokain ise mesane içindeki sinirlerin ağrı iletimini azaltarak daha hızlı bir ağrı rahatlaması sağlayabilir. Sodyum bikarbonatın eklenmesi ise lidokainin mesane duvarına geçişini artırmak amacıyla kullanılabilir.

Çalışmalarda lidokain ile heparinin birlikte kullanılmasının, yalnızca lidokain kullanılan tedavilere göre ağrı ve ani idrar yapma ihtiyacında daha belirgin düzelme sağlayabildiği gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda heparin, lidokain ve sodyum bikarbonattan oluşan karışımla uygulama sonrasında hastaların önemli bir bölümünde hızlı bir rahatlama sağlandığı ve bazı hastalarda bu rahatlamanın günler veya haftalar boyunca devam ettiği bildirilmiştir. Ancak çalışmaların uygulama şekilleri, kullanılan ilaç miktarları ve hasta grupları birbirinden farklı olduğu için belirli bir başarı oranını her hasta için geçerli kabul etmek doğru değildir.

Heparinli kokteyl hastalığı tamamen iyileştirir mi? Hayır. Bu tedavinin temel amacı mesane ağrısını, sıkışma hissini ve diğer şikâyetleri azaltarak hastanın günlük yaşamını, uykusunu ve cinsel yaşamını daha rahat sürdürebilmesini sağlamaktır. Bazı hastalarda uzun süreli rahatlama sağlanabilirken, bazı hastalarda şikâyetler bir süre sonra yeniden ortaya çıkabilir ve tedavinin tekrarlanması veya başka tedavilerin eklenmesi gerekebilir.

Özetle; heparinli mesane içi kokteyller, özellikle lidokain ve sodyum bikarbonat ile birlikte kullanıldığında, ağrılı mesane sendromunda etkili bir rahatlama seçeneği olabilir. Ancak “heparinli kokteyl kesin olarak en iyi tedavidir” demek doğru değildir. Hastanın şikâyetlerinin özellikleri, önceki tedavilere verdiği yanıt ve mesane bulguları değerlendirilerek hangi tedavinin uygun olduğuna karar verilmelidir.



S6- Bunların dışında daha etkili ağızdan alınan veya mesane içine uygulanan ilaç tedavileri var mıdır?

Evet, vardır. Ancak Ağrılı Mesane Sendromunda “en etkili tek bir ilaç” yoktur. Hastalığın farklı hastalarda farklı şekilde ortaya çıkması nedeniyle tedavi, hastanın hangi şikâyetinin ön planda olduğuna ve mesane içindeki bulgulara göre seçilir.

Ağızdan alınan ilaçlar

Amitriptilin, özellikle mesane ağrısı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı belirgin olan hastalarda kullanılabilen ağızdan alınan ilaçlardan biridir. Ağrı sinyallerinin sinir sistemi tarafından algılanmasını azaltmanın yanı sıra mesane hassasiyetini de azaltabilir. Ancak uyku hali, ağız kuruluğu, kabızlık gibi yan etkileri nedeniyle her hasta için uygun değildir.

Pentosan polisülfat, mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakayı desteklemek amacıyla kullanılan başka bir ağızdan alınan ilaçtır. Özellikle ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacında fayda sağlayabilir. Ancak uzun süreli kullanımında gözün retina tabakasında hasar gelişme riski bulunduğu için tedavi sırasında göz kontrollerinin yapılması önemlidir.

Mesane içine uygulanan diğer tedaviler

Dimetil sülfoksit, mesane içine uygulanan ve özellikle ağrı ile inflamasyonun ön planda olduğu hastalarda kullanılabilen bir tedavidir. Bazı hastalarda belirgin ağrı azalması ve yaşam kalitesinde düzelme sağlayabilir. Ancak uygulama sonrasında geçici yanma ve mesane rahatsızlığı görülebilir.

Hyalüronik asit ve kondroitin sülfat, mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakanın yeniden oluşturulmasını desteklemek amacıyla mesane içine verilebilir. Çalışmalar bu tedavilerin bazı hastalarda ağrı ve idrar şikâyetlerini azaltabileceğini göstermektedir. Güncel Avrupa Üroloji Birliği kılavuzu, bu tedavilerin daha girişimsel yöntemlere geçmeden önce değerlendirilebileceğini belirtmektedir; ancak mevcut çalışmaların önemli bir kısmının küçük hasta gruplarında yapılmış olması nedeniyle etkinlik konusunda kanıtların sınırlı olduğu da vurgulanmaktadır.

Lidokain ve sodyum bikarbonat içeren mesane içi tedaviler özellikle hızlı fakat genellikle kısa süreli rahatlama sağlamak amacıyla kullanılabilir. Lidokainin mesane duvarındaki ağrı sinyallerini azaltması, sodyum bikarbonatın ise lidokainin mesane duvarına geçişini artırması amaçlanır.


Botulinum toksini daha etkili bir seçenek olabilir mi?

Evet, bazı hastalarda Botulinum toksini önemli bir tedavi seçeneğidir. Özellikle mesane içi ilaç tedavilerinden yeterli fayda görmeyen ve ağrı ile birlikte çok sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı bulunan hastalarda mesane duvarına Botulinum toksini uygulanması düşünülebilir.

Botulinum toksini mesanenin sinirlerinden gelen aşırı ağrı ve sıkışma sinyallerini azaltabilir. Güncel Avrupa Üroloji Birliği kılavuzu, mesane içine uygulanan tedaviler başarısız olduğunda Botulinum toksini ve mesanenin sıvı ile kontrollü olarak genişletilmesinin birlikte uygulanmasını güçlü bir seçenek olarak değerlendirmektedir. Ancak bu yöntem daha girişimsel olduğu için, daha basit tedaviler başarısız olduğunda gündeme gelir.


PRP daha etkili mi?

Trombositten zengin plazma, son yıllarda Ağrılı Mesane Sendromunda araştırılan yeni tedavilerden biridir. Hastanın kendi kanından hazırlanan bu ürünün mesane duvarına uygulanmasıyla doku iyileşmesinin desteklenmesi ve ağrı mekanizmalarının azaltılması amaçlanmaktadır.

Bazı çalışmalarda ağrı ve idrar sıklığında düzelme bildirilmiş olsa da PRP henüz standart ve kanıt düzeyi yüksek bir tedavi olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle hastaya “kesin olarak daha etkili” bir tedavi gibi sunulmamalıdır. Daha çok diğer tedavilere yanıt vermeyen seçilmiş hastalarda veya uygun merkezlerde değerlendirilebilecek umut verici ancak halen araştırılan bir yöntem olarak düşünülmelidir.


Peki hangi tedavi daha etkili?

Burada en önemli nokta şudur: Tedavinin etkinliği hastanın hangi tip Ağrılı Mesane Sendromuna sahip olduğuna göre değişir. Örneğin yalnızca ağrısı ve sık idrara çıkması olan bir hasta ile sistoskopide Hunner lezyonları bulunan bir hastanın tedavisi aynı olmayabilir.

Hunner lezyonları bulunan hastalarda, mesanenin içine verilen ilaçlardan farklı olarak bu lezyonların doğrudan tedavi edilmesi daha etkili olabilir. Güncel Avrupa Üroloji Birliği kılavuzu, Hunner lezyonlarının transüretral olarak çıkarılması, yakılması veya lazerle tedavi edilmesini bu hasta grubunda güçlü şekilde önermektedir.

Özetle; lidokain ve heparinli kokteyller dışında da etkili tedavi seçenekleri vardır. Ağızdan Amitriptilin ve Pentosan polisülfat; mesane içine Hyalüronik asit, kondroitin sülfat, lidokain ve bazı durumlarda Dimetil sülfoksit kullanılabilir. Bu tedavilere rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda Botulinum toksini, özellikle uygun hastalarda, daha ileri bir seçenek olarak değerlendirilebilir. PRP ise umut verici olmakla birlikte henüz standart tedaviler arasında değildir. Tedavinin seçimi yalnızca ağrının şiddetine göre değil; sık idrara çıkma, ani idrar yapma ihtiyacı, gece idrarı, mesane kapasitesi, sistoskopi bulguları ve Hunner lezyonlarının bulunup bulunmamasına göre yapılmalıdır.



S7- Mesane içine verilen kokteyl tedavilerinin yan etkileri veya riskleri var mıdır?

Evet. Mesane içine uygulanan kokteyl tedavileri genel olarak güvenli ve iyi tolere edilen tedavilerdir. Ancak her tıbbi uygulamada olduğu gibi bu tedavilerin de bazı yan etkileri ve riskleri olabilir. İlaçların doğrudan mesanenin içine verilmesi, ağızdan alınan bazı ilaçlara göre vücudun diğer bölgelerinde ortaya çıkabilecek yan etkilerin daha sınırlı olmasını sağlayabilir. Bununla birlikte, özellikle mesaneye ilaç vermek için kullanılan sonda ve kokteylin içindeki bazı ilaçlar nedeniyle dikkat edilmesi gereken durumlar vardır.


Mesane ve idrar kanalında ne gibi şikâyetler olabilir?

Mesane içine ilaç verilmesi sırasında veya sonrasında mesanede yanma, ağrı, baskı veya rahatsızlık hissi ve ani idrar yapma ihtiyacında artış görülebilir. Özellikle Dimetil sülfoksit içeren tedavilerde bu şikâyetler daha belirgin olabilir. Çoğu hastada bu yakınmalar geçicidir ve uygulamadan sonraki birkaç gün içinde kendiliğinden azalır.

İlacın mesaneye verilmesi için idrar kanalından ince bir sonda geçirilmesi gerekir. Ağrılı Mesane Sendromu olan hastalarda mesane ve idrar kanalı daha hassas olabildiğinden, sondanın yerleştirilmesi sırasında veya sonrasında yanma, ağrı ve rahatsızlık hissi oluşabilir. Bazı hastalar bu nedenle mesane içine yapılan tekrarlayan uygulamaları tolere etmekte zorlanabilir.


Lidokainin bir riski var mıdır?

Kokteyllerde kullanılan lidokain, mesane içindeki ağrıyı azaltmak amacıyla uygulanır. Lidokainin mesane duvarından geçişini artırmak amacıyla bazı karışımlara sodyum bikarbonat eklenebilir. Ancak bu durum lidokainin vücuda emilimini de artırabileceğinden, kullanılacak lidokain miktarının doktor tarafından dikkatli şekilde belirlenmesi gerekir.

Nadir durumlarda kanda lidokain düzeyinin fazla yükselmesi lidokain zehirlenmesine neden olabilir. Bu durum oldukça seyrektir. Ancak özellikle yüksek dozların kullanıldığı uygulamalarda ilaç miktarının dikkatli hesaplanması ve tedavinin bu konuda deneyimli bir hekim tarafından planlanması önemlidir.


Dimetil Sülfoksitin özel bir yan etkisi var mıdır?

Dimetil sülfoksit, bazı mesane içi tedavi kokteyllerinde kullanılan bir ilaçtır. Uygulama sonrasında mesanede geçici yanma, ağrı, baskı hissi ve idrar yapma ihtiyacında artış görülebilir. Bu şikâyetler çoğunlukla geçicidir.

Dimetil sülfoksitin kendine özgü bir özelliği de vardır. Uygulamadan sonra hastanın nefesinde veya cildinde sarımsağa benzer belirgin bir koku oluşabilir. Bu durum ilaçtan kaynaklanır ve genellikle geçicidir.

Ayrıca Dimetil sülfoksit, mesane duvarından diğer bazı ilaçların emilimini artırabilir. Bu nedenle lidokain gibi başka ilaçlarla birlikte kullanıldığında kokteylin içeriğinin ve her bir ilacın dozunun dikkatli şekilde belirlenmesi gerekir.


İdrar yolu enfeksiyonu gelişebilir mi?

Evet. Mesane içine ilaç verilmesi sırasında idrar kanalından sonda geçirilmesi nedeniyle küçük de olsa idrar yolu enfeksiyonu gelişme riski vardır.

Uygulama sonrasında daha önce olmayan veya belirgin şekilde artan idrar yaparken yanma, çok sık idrara çıkma, kötü kokulu veya bulanık idrar, ateş, titreme ya da mesane bölgesindeki ağrıda belirgin artış ortaya çıkarsa idrar yolu enfeksiyonu açısından değerlendirme yapılması gerekir.

Özellikle tekrarlayan mesane içi uygulamalarda bu belirtilerin takip edilmesi önemlidir.


İdrarda kan görülebilir mi?

Sondanın yerleştirilmesi veya mesane içine yapılan uygulama sonrasında idrarda az miktarda kan görülmesi mümkündür. Genellikle hafif olur ve kısa süre içinde kendiliğinden geçer.

Ancak idrarda belirgin miktarda kan görülmesi, kanamanın uzun sürmesi veya pıhtılı idrar gelmesi durumunda mutlaka doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.


Heparin ve diğer mesane koruyucu maddelerin yan etkileri var mıdır?

Heparin, Hyalüronik asit ve kondroitin sülfat gibi mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakayı desteklemek amacıyla kullanılan maddeler genellikle iyi tolere edilir. Bu ilaçlarla ciddi yan etkiler daha seyrek görülür.

Bununla birlikte, kullanılan ilacın kendisinden bağımsız olarak mesane içine uygulama yapılmasına bağlı geçici yanma, ağrı, sık idrara çıkma ihtiyacında artış veya sonda nedeniyle rahatsızlık görülebilir.


Pentosan Polisülfat açısından bir risk var mıdır?

Pentosan polisülfat, bazı hastalarda mesanenin koruyucu tabakasını desteklemek amacıyla kullanılabilen bir ilaçtır. Ağızdan uzun süre kullanıldığında nadir de olsa gözün retina tabakasında hasar gelişebileceği bilinmektedir. Bu nedenle uzun süre ağızdan kullanan hastalarda göz kontrolleri önem taşır.

Buna karşılık, mesane içine uygulanan Pentosan polisülfat ile aynı göz hastalığı arasında kesin bir ilişki olduğunu gösteren yeterli kanıt bulunmamaktadır.

Özetle. Mesane içine uygulanan kokteyl tedavileri çoğu hasta için güvenli ve iyi tolere edilen tedavi seçenekleridir. En sık karşılaşılan sorunlar; uygulama sırasında veya sonrasında geçici ağrı, yanma, mesanede tahriş, baskı hissi, ani idrar yapma ihtiyacında artış ve sonda kullanımına bağlı rahatsızlıktır.

Bunun yanında, küçük de olsa idrar yolu enfeksiyonu ve geçici idrar kanaması gelişme riski vardır. Özellikle lidokain ve Dimetil sülfoksit içeren karışımlarda, ilaçların mesane duvarından emilimi nedeniyle kullanılan ilaçların miktarının dikkatli belirlenmesi gerekir.

Bu nedenle kokteylin içeriği, kullanılacak ilaçların miktarı, uygulama süresi ve uygulamaların ne sıklıkta yapılacağı her hastanın şikâyetlerine ve genel durumuna göre doktor tarafından belirlenmelidir. Tedavi sonrasında şiddetli veya geçmeyen ağrı, ateş, belirgin idrar kanaması, pıhtılı idrar veya idrar yapmada ciddi güçlük ortaya çıkarsa doktorla iletişime geçilmelidir.



S7- Diyet Ağrılı Mesane Sendromunda ne kadar önemlidir? Diyete dikkat edildiğinde sonuçlar nasıl olur?

Diyet, Ağrılı Mesane Sendromunun doğrudan nedeni değildir; ancak hastalığın belirtilerini artırabilen veya azaltabilen önemli faktörlerden biridir. Özellikle bazı yiyecek ve içecekler mesane hassasiyetini artırarak mesane ağrısı, yanma, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacının belirginleşmesine neden olabilir. Hastaların önemli bir bölümü bazı yiyecek ve içecekleri tükettiğinde şikâyetlerinin arttığını fark eder. Ancak her hastanın hassas olduğu yiyecekler aynı değildir. Bir hastada şikâyet oluşturan bir gıda başka bir hastada hiçbir sorun yaratmayabilir.

Bu nedenle hastaların bütün yiyecekleri gereksiz yere yasaklaması doğru değildir. Amaç, kişinin kendi şikâyetlerini artıran yiyecek ve içecekleri belirlemesidir. Özellikle kahve ve diğer kafeinli içecekler, çay, alkol, gazlı ve asitli içecekler, limon ve portakal gibi turunçgiller, domates ve domates ürünleri, acı ve baharatlı yiyecekler, sirke, çikolata ve bazı yapay tatlandırıcılar sık bildirilen tetikleyiciler arasındadır.


Diyete dikkat edildiğinde şikâyetler ne kadar azalabilir?

Diyete dikkat edilmesi bazı hastalarda ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacında belirgin azalma sağlayabilir. Özellikle hastanın kendisi için belirlediği tetikleyici yiyeceklerden uzak durması, hastalığın zaman zaman şiddetlendiği alevlenme dönemlerinin daha hafif ve daha kısa geçirilmesine yardımcı olabilir.

Bazı hastalar yalnızca beslenme düzenlerini değiştirerek günlük yaşamlarını önemli ölçüde rahatlatabilirken, bazı hastalarda diyet değişikliği tek başına yeterli olmayabilir ve ilaç veya mesane içine uygulanan tedaviler gerekebilir. Bu nedenle diyeti “hastalığı tamamen tedavi eden bir yöntem” olarak değil, tedavinin önemli bir parçası ve şikâyetleri kontrol etmeye yardımcı olan bir yöntem olarak görmek gerekir.


Her hastanın aynı diyeti uygulaması gerekir mi?

Hayır. Ağrılı Mesane Sendromunda herkese uygulanabilecek tek bir diyet yoktur. En doğru yaklaşım, bir süre boyunca hangi yiyecek ve içeceklerin şikâyetleri artırdığını takip etmek ve daha sonra yalnızca sorun oluşturan gıdaları azaltmaktır.

Örneğin hasta kahve içtikten sonra mesane ağrısının ve sık idrara çıkmasının belirgin şekilde arttığını fark ediyorsa kahveyi bırakmak faydalı olabilir. Buna karşılık herhangi bir yiyecek hastada şikâyet oluşturmuyorsa, sırf başka hastalarda tetikleyici olduğu için o yiyeceğin tamamen yasaklanması gerekmez.

Özetle; diyet Ağrılı Mesane Sendromunun nedeni değildir ancak şikâyetlerin ortaya çıkmasında ve özellikle alevlenmelerin kontrolünde önemli bir rol oynayabilir. Kişinin kendi tetikleyicilerini belirleyerek bunlardan uzak durması; ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacının azalmasına ve yaşam kalitesinin belirgin şekilde artmasına yardımcı olabilir. En önemlisi, gereksiz ve aşırı beslenme kısıtlamalarından kaçınarak kişiye özel bir beslenme düzeni oluşturulmasıdır.


S8- Amitriptilin ya da diğer ağızdan alınan ilaç tedavilerine yeterli yanıt yoksa veya yan etkileri nedeniyle kullanılamıyorsa mesane içi tedavilere geçilebilir mi?

Evet. Amitriptilin veya diğer ağızdan alınan ilaçlar yeterli fayda sağlamıyorsa, yan etkileri nedeniyle kullanılamıyorsa ya da hasta ağızdan ilaç kullanmak istemiyorsa mesane içine uygulanan tedaviler önemli bir tedavi seçeneğidir. Hastanın mutlaka uzun süre ağızdan ilaç kullanması ve ancak bundan sonra mesane içi tedavilere geçmesi gerektiği düşünülmemelidir.

Ağrılı Mesane Sendromunda tedavi, bütün hastalar için aynı sırayla uygulanmaz. Çünkü bazı hastalarda ağrı ön plandayken, bazı hastalarda çok sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacı daha belirgindir. Bazı hastalarda ise mesane duvarında sistoskopi sırasında görülebilen Hunner lezyonları gibi özel bulgular bulunabilir. Bu nedenle tedavi; hastanın şikâyetlerine, mesane bulgularına, daha önce uygulanan tedavilere, kullanılan diğer ilaçlara ve hastanın tedavi tercihine göre belirlenir.


Amitriptilin neden her hastada kullanılamaz?

Amitriptilin bazı hastalarda ağrının ve idrarla ilgili şikâyetlerin azalmasına yardımcı olabilir. Ancak uyku hali, sersemlik, ağız kuruluğu, kabızlık, baş dönmesi, görme bulanıklığı ve bazı hastalarda kalp ritmiyle ilgili sorunlar gibi yan etkiler ortaya çıkabilir.

Özellikle günlük yaşamı, çalışma hayatını veya cinsel yaşamı olumsuz etkileyen belirgin uyku hali ve sersemlik gelişen hastalarda ilacın devam ettirilmesi uygun olmayabilir.

Bu durumda hastanın tedavisinin kesilmesiyle birlikte tamamen tedavisiz bırakılması gerekmez. Başka bir ağızdan ilaç veya doğrudan mesane içine uygulanan tedaviler değerlendirilebilir.


Amitriptilin yerine hangi ağızdan ilaçlar kullanılabilir?

Amitriptilinin yerine herkes için geçerli olan tek bir ilaç yoktur. Hastanın şikâyetlerine ve diğer özelliklerine göre farklı ilaçlar düşünülebilir.

Nortriptilin, amitriptilin ile aynı ilaç grubunda bulunan bir seçenektir. Bazı hastalarda amitriptiline göre daha az uyku hali ve sersemlik oluşturabilir. Ancak nortriptilinin Ağrılı Mesane Sendromundaki etkinliği konusunda amitriptilin kadar güçlü bilimsel kanıt bulunmadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle amitriptilinin kesin olarak eşdeğeri veya daha güçlü bir alternatifi olarak görülmemelidir.

Hidroksizin, özellikle alerjik yakınmaları veya alerjik yapısı bulunan bazı hastalarda tercih edilebilir. Ancak bu ilaç da uyku hali ve sersemlik yapabileceğinden her hasta için uygun değildir.

Pentosan polisülfat, mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakayı desteklemeyi amaçlayan bir başka ağızdan alınan tedavidir. Ancak her hastada aynı derecede etkili değildir. Uzun süreli kullanımında gözün retina tabakasında hasar gelişme riski bulunduğu için, bu tedavinin kullanılmasına karar verilirse göz sağlığı açısından gerekli değerlendirmelerin yapılması önemlidir.

Bazı hastalarda ağrının özellikleri sinir kaynaklı ağrıyı düşündürüyorsa gabapentin veya pregabalin gibi sinir ağrısının tedavisinde kullanılan ilaçlar da değerlendirilebilir. Ancak bu ilaçlar doğrudan Ağrılı Mesane Sendromuna özgü ilaçlar değildir ve her hastaya rutin olarak verilmez.


Ağızdan ilaç kullanılamıyorsa doğrudan mesane içi tedavi yapılabilir mi?

Evet.

Hasta ağızdan ilaç kullanmak istemiyorsa, kullandığı ilaçlardan yeterli fayda görmüyorsa veya ilaçların yan etkileri nedeniyle tedaviye devam edemiyorsa mesane içine uygulanan tedaviler doğrudan değerlendirilebilir.

Mesane içine verilen ilaçların önemli bir avantajı, ilacın doğrudan mesane bölgesine uygulanmasıdır. Böylece bazı ilaçlarda vücudun diğer bölgelerine ulaşan ilaç miktarı ağızdan alınan tedavilere göre daha düşük olabilir. Ancak bu durum hiçbir sistemik yan etki olmayacağı anlamına gelmez. Özellikle lidokain gibi bazı ilaçlar mesaneden emilerek kana geçebilir. Bu nedenle ilaçların miktarı ve uygulama şekli dikkatli belirlenmelidir.


Mesane içine hangi tedaviler uygulanabilir?

Hastanın durumuna göre farklı mesane içi tedaviler kullanılabilir.

Lidokain ve heparin içeren mesane içi uygulamalar, özellikle mesane ağrısının ve ani idrar yapma ihtiyacının belirgin olduğu hastalarda kullanılabilir. Lidokain ağrıyı hızlı şekilde azaltmayı amaçlarken, heparinin mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakayı destekleyici etkisinden yararlanılması amaçlanır. Bu iki ilaç bazı hastalarda sodyum bikarbonat ile birlikte bir mesane içi karışım şeklinde uygulanabilir.

Bu tedavilerin önemli avantajlarından biri, bazı hastalarda kısa sürede belirgin rahatlama sağlayabilmesidir. Ancak etkisi her hastada aynı değildir ve özellikle lidokain içeren uygulamalarda sağlanan rahatlama çoğu zaman kalıcı olmayabilir.

Hyalüronik asit ve kondroitin sülfat, mesanenin iç yüzeyindeki koruyucu tabakayı desteklemek amacıyla mesane içine uygulanabilen diğer tedavilerdir. Özellikle mesane yüzeyindeki koruyucu tabakanın bozulmasının hastanın şikâyetlerinde önemli rol oynadığı düşünülen hastalarda değerlendirilebilir. Etkinlikleri hastadan hastaya değişebilir ve genellikle birden fazla uygulama gerekebilir.

Dimetil sülfoksit, mesane içine uygulanabilen başka bir tedavidir. Ağrı ve mesane duvarındaki iltihabi sürecin azaltılmasına yardımcı olabilir. Özellikle sistoskopide Hunner lezyonları bulunan bazı hastalarda tedavi seçenekleri arasında yer alabilir. Bununla birlikte uygulama sonrasında geçici yanma, ağrı, sıkışma hissinde artış ve karakteristik sarımsak benzeri koku oluşması gibi yan etkiler görülebilir.


Mesane içi tedaviler de işe yaramazsa ne yapılır?

Mesane içine uygulanan tedavilere rağmen şikâyetler devam ediyorsa, aynı tedaviyi sürekli tekrarlamak yerine hastanın yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Özellikle sistoskopide Hunner lezyonları bulunuyorsa, yalnızca ilaç tedavisiyle devam etmek yerine bu lezyonlara yönelik özel tedaviler gündeme gelebilir.

Bazı dirençli hastalarda Botulinum toksini mesane duvarına enjekte edilerek ağrı, sık idrara çıkma ve ani idrar yapma ihtiyacının azaltılması denenebilir. Ancak bu tedavinin idrar yapmada güçlük ve idrar yolu enfeksiyonu gibi kendine özgü riskleri vardır ve seçilmiş hastalarda uygulanmalıdır.

Trombositten zengin plazma uygulamaları gibi daha yeni tedaviler de özellikle standart tedavilere yanıt vermeyen hastalarda araştırılmaktadır. Bu yöntemler umut verici sonuçlar göstermiş olsa da günümüzde bütün Ağrılı Mesane Sendromu hastaları için standart tedavi olarak kabul edilmemektedir.

Özetle. Amitriptilin veya diğer ağızdan alınan ilaçlar yeterli fayda sağlamıyorsa, yan etkileri nedeniyle kullanılamıyorsa veya hasta ağızdan ilaç kullanmak istemiyorsa mesane içi tedavilere geçilebilir. Bunun için mutlaka bütün ağızdan ilaçların tek tek denenmiş olması şart değildir.

Ağızdan tedavi uygun değilse veya yeterli sonuç vermiyorsa lidokain ve heparin içeren mesane içi uygulamalar, Hyalüronik asit, kondroitin sülfat veya Dimetil sülfoksit gibi tedaviler kullanılabilir. Tedaviye dirençli seçilmiş hastalarda ise Botulinum toksini ve daha yeni tedavi yöntemleri gündeme gelebilir.

En önemli nokta, tedavinin yalnızca “hangi ilaç daha güçlü?” sorusuna göre değil, hastanın hangi şikâyetinin ön planda olduğuna, sistoskopide mesanenin nasıl göründüğüne ve hastanın hangi tedaviyi tolere edebildiğine göre belirlenmesidir. Böylece amaç yalnızca ağrıyı azaltmak değil, hastanın günlük yaşamını, uykusunu, sosyal hayatını ve cinsel yaşamını da mümkün olduğunca normale döndürmektir.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesi, tanı ve tedavinin yerine geçmez. Şikâyetleriniz için lütfen muayenehanemize başvurunuz.